SAKARYA DESTANI (22 NCİ GÜN 13 EYLÜL 1921)

Mürettep Kolordu’nun ve 4 ncü Grup sağ kanat birliklerinin taarruzları sonunda 7 nci Yunan Tümeni de, diğer Yunan birlikleri gibi SAKARYA BATISI’na çekildi. 12 Eylül gecesinden 13 Eylül gecesine kadar tamamen Sakarya batısına taşınan Yunanlı’lar 22 Eylüle kadar da AFYON-SEYİTGAZİ-ESKİŞEHİR hattına çekilip bu hatta tutunmuştur.

Atatürk’ün direktifleri ve Türk ulusunun kanıyla yazılan ve Dünya harp tarihine “En Uzun Meydan Muharebesi“ Türk istiklal savaşı tarihine de; “ Subay Muharebesi” diye geçen Sakarya destanı 22 gün ve 22 gece devam etmiş ve 13 Eylül günü Yunanlı’ların Sakarya doğusunu tamamen terk etmeleriyle sona ermiştir.

Bundan sonra takip harekâtı başlamıştır.

KURTULUŞA VE CUMHURİYETE GİDEN YOL SAKARYA

Sabahın ilk ışıkları ile Mürettep Kolordunun askerleri uykusuz gözlerle yeni bir hücuma kalktıklarında karşılarında pek kuvvet kalmamıştı. Gece karanlığından yararlanan Yunan Ordusu 12/13 Eylül gecesi, Sakarya köprülerini ve çekilen kuvvetleri koruyan 7 nci Tümen hariç, bütün kolordularını nehrin batısına geçirmeye muvaffak olmuştu. Sakarya savaşının daha ikinci günü nehri, baskınla geçen ve Gordion’u alarak Polatlı’nın eteklerine kadar gelen Albay Platis’in takviyeli 7 nci Tümeni, şimdi de ordunun geri çekilmesini örtmek gibi ağır bir görev ile karşı karşıya idi. Platis, üç hafta boyunca en çok on iki kilometre kadar adım adım ilerlediği Polatlı cephesinde şimdi koşarak çekilmekteydi.

Mürettep Kolordu Komutanı Albay Kâzım, tümenlerine emrini vermişti: ‘’Karşılarındaki düşman süratle atılacak ve Sakarya doğusunda hiçbir Yunan askeri bırakılmayacak.’’ Bu emre dayanarak birlikler ileri harekata başladılar. Cephenin en kuzeydeki Yarbay Osman Zati’nin 1 nci Süvari Tümeni Sakarya’yı kuzeyden, Mihallıççık köprüsü bölgesinden geçerek Porsuk kuzeyinde düşmanı takip için harekete başlamıştı. Dua Tepe kesimindeki Albay Şükrü Naili’nin 15 nci Tümeni sabah 08.30’da süngü hücumlarıyla karşısındaki kuvvetleri atarak Beylikköprü’nün 5 kilometre doğusuna kadar ilerledi. Demiryolu güneyinde Yarbay Abdurrahman Nafiz komutasındaki 1 nci Tümen, güneyindeki Yarbay Ömer Halisin 23 ncü Tümeni ile birlikte sabahın fecrinde ileri atıldılar, 1 nci Tümen 07.15’te Sakarya hemen doğusundaki Beştepeler’i ele geçirdi. 23 ncü Tümen ise meşhur Karadağ’ı vermemek üzere son defa ele geçirdi. Karadağ’ın (kara tepe) alınışını Başkomutan Mustafa Kemal ve komuta kademesi Zafer tepeden izliyorlardı. Karışık bir halde Yunan birliklerinin kalan artçı kuvvetleri Beylikköprü, kavuncuköprüsü, karailyas ve Tekeköy köprülerini kullanarak Sakarya batısına geçtiler.

Son günlerde Türk süngüsü daha görünür olmuştu. Bu bir zorunluğun sonucuydu. Mermisi azalmış ve hata bitmiş askerin son çare olarak süngüye kalmıştır. Son günlerde cephanesi tükenen bazı ağır toplar geriye alınmıştır. Topçu mühimmatımız yeterli olmuş olsaydı, Yunan Ordusu Sakarya üzerinde bulunan bu köprülerden bu kadar rahat geçebilirmiydi?

Mürettep Kolordu Komutanı saat 09.00’da Cephe Komuta İsmet Paşa’ya Sakarya doğusunda düşman kalmadığını bildirdi. 22 gün geceli gündüzlü bir ölüm kalım savaşının yaşandığı bu toprakları silahlarımıza terketmiştir. Bu savaş birazda bir sinir savaşıdır. Uykusuz, yorgun bedenlerin ilk defa gevşediği ve belli belirsiz de olsa bir derin nefes alındığı bu anda sinirleri güçlü olan Mustafa Kemal’ın Ordusu kazanmış oluyordu. Yunan Ordusu imha edilememişti fakat büyük hayallerle büyütülen ümidinin, esaslı bir darbe yediği kesindi.

BEYLİKKÖPRÜ VE DEMİRYOLU TAHRİP EDİLDİ.

Yunan Ordusu çekildiği Beylikköprü demiryolu köprüsü bir gece evvelden tahrip edilmişti. Demiryolu da, daha şimdiden Beylikköprü’den Sazılar’a kadar bozulup kullanılmaz hale getirilmişti. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa daha bugünden, Beylikköprü demiryolu köprüsünün yeniden yapılabilmesi için iki haftadan daha fazla bir sürenin gerekli olduğuna Milli Savunma Bakanlığı ve Cephe Komutanlığına bildirmişti. Bu günde sabahtan itibaren Sakarya nehri üzerinde bulunan köprüleri yıkıyorlardı, en son Kavuncu Köprüsünü de öğleden sonra atmışlardı. Bu Türk Ordusu için şu demekti; Sakarya batısında yapacağı ileri harekatın ikmalini ya Konya üzerinden veya Sakarya kuzeyinden yapması gerekiyordu. Diğer bir hususta Yunan Ordusu Sakarya’nın batısında kalıp savunma durumuna geçecekmiydi yoksa daha gerideki mevziilere mi çekilecekti. Bunun için Cephe Komutanlığı öğle üzeri yayınladığı emirle, Grup Komutanlıkları tarafından bir komuta altında birleştirilecek tümen süvari bölüklerinin, Porsuk çayı ile Aşağı Sakarya arasından nehir batısına geçirilerek Düşmanın Sakarya batısında mukavemete hazırlanıp hazırlanmadığının meydana çıkarılmasını istiyordu.

Sakarya’nın batısında bulunan birliklerimiz faaliyetlerine devam etmekteler. Dün başarılı Fettahoğlu baskınından sonra 12/13 Eylül gecesini Yakapınar köyünde geçiren Mürettep Tümen, güneş doğarken bu sefer Sivrihisar baskını için kuzeye doğru yürüyüşe geçti. Yolda telefon hattına saplama ile girilerek, rumcayı gayet güzel konuşan teğmen Fehmi vasıtasiyle Sivrihisar Yunan garnizonu ile temasa geçildi. Yunanlıların durumdan habersiz oldukları anlaşılınca hızla yürüyüşe devam edilerek öğleye doğru Sivrihisar’a varıldı ve baskınla ilçe ele geçirildi. 400 kişilik Yunan garnizonu neye uğradığını şaşırmış ve bir kısmı sağa sola kaçışarak canlarını kurtarabilmişti. İçlerinde bir yüzbaşı ve bir teğmen olan iki doktorla 25 kişi, ayrıca 39 düşman yaralısı Türklere esir düşmüştü. Sağlık araç gereçleri, yiyecek, eşya, malzeme depolarına el konmuş ve en önemlisi, buradaki bir esir kampında bulunan 400 Türk esiri kurtarılmıştır. Yunan Ordu Komutanı Papoulas, cephenin tam ortasında, Eskişehir yolu üzerindeki bu önemli ikmal merkezinin koca bir tümen tarafından güpegündüz basılmış ve ele geçirilmiş olmasından hayret ve dehşete kapılmıştır.

Öğleden sonra Batı Cephesi Komutanlığının Başkomutanlığa sunduğu rapor şöyleydi ‘’23 Ağustostan beri devam eden Sakarya Meydan Muharebesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusunun kesin zaferi ile neticelenmiştir. Üç günden beri devam eden genel karşı taarruzumuz tesiri ile bugün (13 Eylül 1921) öğleden evvel bütün düşman ordusu mağlup olarak ve kamilen nehir batısına atılmış bulunuyor. Düşmanı aralıksız takip ediyoruz.’’ Mustafa Kemal Paşa bu raporu: ‘’Türkiye Büyük Mîllet Meclisi Yüce Katına, 13 Eylül 1921 durumuna dair Batı Ordusu Komutanlığının raporu aşağıda aynen arz olunur.’’ diyerek, günlerdir nefesini tutmuş, heyecanla bir ümitli haber alabilmek için bekleyen Millet Vekillerine ve dolayısiyle Türk milletine zafer haberini verirken, diğer yandan da bütün, dünyaya olayı duyurmuş oluyordu

Mustafa Kemal Paşa bugün akşama doğru Başkomutanlık Karargahını Polatlı’ya taşımış ve Cephe Komutanlığına verdiği bir emirle de düşmanın piyade ile takviye edilmiş süvari tümenleriyle takibini, diğer kuvvetlerin Sakarya doğusunda kalarak yeniden düzenlenmelerini ve ikmallerinin sağlanmasını istiyordu.

Yeni düzenlemeye göre altı grup ve Mürettep Kolordu lağvediliyor, bunların yerine Kur. Alb. Halit (Karsıalan) komutasında Kocaeli Grubu ve üçer tümenli beş kolordu kuruluyordu. Bu düzenleme sonucunda aynı zamanda milletvekili olan 3 ncü Grup Komutanı Yusuf İzzet (Met) Paşa ve cephede er olarak döğüşen bazı milletvekilleri Meclis’e döneceklerdi. Evet yediden yetmişe tüm Türk milletinin yer aldığı bu savaşta bir çok milletvekilide cephede savaşmıştır.

Dünyada eşine az rastlanır uzun süreli bir meydan muharebesi sona ermişti bu günden itibaren kaçan ve kovalayan değişmişti. Son savaş günlerinin ağır yükünü taşıyan Mürettep Kolordu Komutanı Albay Kâzım; bu geceyi anılarında şöyle anlatır; ‘’Biraz uyumak üzere, bütün Sakarya muharebesi süresince yatak olarak kullandığını toprağın üzerine uzandım. Cephe karargâhından bir subayın, bir emir getirdiğini bildirmek üzere uyandırdılar. Sakarya muharebelerindeki çalışmalarımdan dolayı generalliğe terfi etmiş olduğum. Başkomutan Mustafa Kemal. Cephe Komutanı İsmet ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşalar tarafından bildiriliyordu. Kaç geceden beri hiç olmazsa 2-3 saat kesiksiz uyku uyuyamamıştım’. Karargâhımın asker ve subayları da, şurada burada toprak üzerine uzanmış ve derin uykuya dalmışlardı. Bu emri aldiktan sonra tekrar istirahat için uzandım. Sakarya muharebesinde milletimizin katlandığı fedakârlık ve gösterdiği gayret, beşeri gücünün üstündedir. Ancak vatan ve istiklâl sevgisi, bu zorluklara karşı koymak kudretini ve cesaretini bizlere vermiştir.’’

Mustafa Kemal Paşa kazandığının peşini bırakacak adam değildir. Şimdi askeri başarıyı, politik ve psikolojik etki yolu ile sürdürmek için yeni bir girişimde bulunur. 13 Eylül 1921 günü saat 10.00 tarihini yaşayan emri şöyledir: ‘’Ankara Komutanlığı aracılığı ile bütün bakanlıklara. Doğu ve Batı, Elcezire (Diyarbakır) Cepheleri, Merkez Ordusu, Kastamonu ve havalisi. Adana Mıntıkası ve Ankara Komutanlığına: 14/15 Eylül 1921 gece yarısından itibaren bütün vatanda genel seferberlik ilân edilmiştir. Mağlup düşmanı Anadolu içerisinde en son neferine kadar imha için ilan edilen bu seferberlikte hedef tutulan gayeye erişinceye kadar lüzum hasıl oldukça silâh altında bulunan sınıflardan başka diğer sınıflar da silâh altına alınacaktır. Silâh altına alınacak sınıflar, Milli Savunma Bakanlığınca tesbit ve çağrıyı yapacak makamlara bildirecektir.’’

Ama bu, sadece kâğıt üzerinde kalacaktır. Bu yokluklar içindeki koşullarda böyle bir genel seferberliğin yapılamayacağını, değil yeni alınacak askerin eline silâh vermek, elbisesini bile bulmanın mümkün olmadığını herkesten iyi Mustafa Kemal Paşa biliyordu. Maksat, düşman ve dost yabancı ülkeler ve beri yandan Türk halkı üzerinde yeni bir etki daha yaratmak ve asıl savaşın bundan sonra başladığı gibi bir hava uyandırmaktı.

Mustafa Kemal Paşa aynı saatte şifreli ikinci bir emirle Milli Savunma Bakanına asıl maksadını bildirir: ‘’Zata mahsus (Kişiye özel) Milli Savunma Bakanı Refet Paşa Hazretlerine, İlân edilen genel seferberlik sadece hariçte siyasi bir tesir yapmak maksadına dayanmaktadır. Bundan ötürü gereken sınıfların silâh altına çağrılması eskiden olduğu gibi cereyan edecektir. Bu hususun, lüzum görülecek olursa gizli bir oturumda Türkiye Büyük Millet Meclisine de gizli bir şekilde açıklanmasını rica ederim.’’

Sakarya Savaşı sona erdiğinde Türk kayıpları: 5.713 şehit, 17.699 yaralı, Yunan kayıpları: Yunanlıların taarruz gücünü kıracak kadar çok. Yunan askeri tarihi şöyle yazıyor: “ Yunan ordusu kuvvetinin %50’sini savaş alanında bıraktı.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir