YUNAN ORDUSU ANKARA’YA YÜRÜYOR.

30 Ağustos’ta Türk cephesindeki küçük bir çekilmeyi düşmanın yanlış değerlendirmesi, yeni bir taarruz emrinin yayınlanmasına neden oldu. DUA TEPE-KARTAL TEPE ve KARADAĞ bölgelerinde düşman taarruzları devam etti. Özellikle cephenin ÇAL DAĞI kesiminde yoğunlaşan düşmanın taarruzları karşısında yaşanan tehlikeli gelişmelere rağmen, savunmasını başarı ile devam ettiren kuvvetlerimiz Yunan taarruzlarını kırarak cephe bütünlüğünü korudular. Türk Başkomutanlığı bugünkü savunma savaşlarında ÇAL DAĞI’nın savunulmasına özel bir önem vererek, buranın her ne bahasına olursa olsun elde bulundurulmasına dikkat çekmişti. Düşmanın cepheyi yarma planları bu günde gerçekleşemedi.

KENDİNİ ANKARA’YA SİPER EDEN TOPRAKLAR

Düşmanın geceli gündüzlü bütün cephe boyunca sürdürdüğü saldırı karşısında, Cephe Komutanlığının elinde bir ihtiyat kuvvetinin bulunmaması, savunmayı kritik bir duruma sokmuştur. İşte bu eksikliği biraz olsun karşılayabilmek için Cephe Komutanı, 29 Ağustos gecesi yayınladığı emirde :

‘’Grupların kendi içlerinde, olanak ölçüsünde kuvvetli ihtiyat ayırmalarını’’ istiyor ve «Bu gece (30 Ağustosta), düşmanın mevziiye ilerlemelerini tamamlamak istemesi beklenmektedir. Bütün grupların böyle ‘bir teşebbüse karşı son derece uyanık olmaları ve düşman teşebbüslerini karşı taarruzlarla geri atmaları lâzımdır’’ diye birlikleri uyarıyordu.

29 Ağustos akşamı Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanlığında sevinç rüzgarları esmeye başlamıştı. Gece yayınladığı emirde: «7 nci Tümen ve l, 2, 3 ncü Kolorduların şiddetle taarruza devam etmelerini’’ emrediyordu.

l nci Kolordu hariç, cephenin diğer kesimlerinde sabahın ilk aydınlığı ile birlikte genel bir Yunan taarruzu başladı. Albay Kâzım (Özalp) in Mürettep Kolordusu karşısındaki Albay Platis, demiryolu kuzeyindeki l nci Türk Tümenini zayıf bir kuvvetle yerinde tesbit edip, kuvvetinin çoğu ile demiryolu güneyindeki 17 nci Tümene yüklendi ve öğleye doğru 17 nci Tümenin mevzilerine girdi.

Çal Dağı tehlikeye girince, Saat 21.15’te Çal Dağı batı yamaçlarına gelerek durumu yakından gören Cephe Komutanı İsmet Paşa’nın, l nci Süvari Tümen Komutanı Binbaşı Osman Zati (Koral) a telefonla bizzat verdiği emir kısa, fakat kesindi: «Çal Dağı’na her taraftan büyük kuvvetler sevk edilmiştir. Bu kuvvetler yetişinceye kadar Çal Dağının fedakârlıkla savunulmasını beklerim.» Gerçekten de Cephe Komutanının emri ile komşu 3 ncü Gruptan 57 nci Tümenle 190 Piyade Alayı, Süvari Tümenini takviye için yola çıkarılmışlar, ayrıca l nci Gruptan 24 ncü Piyade Tümeninin de, Cephe Komutanlığı ihtiyatını teşkil etmek üzere Haymana’ya hareketi emredilmişti. Ama ne çare ki, bu arada takviyeli süvari tümeninin gücüde gittikçe azalıyordu. Akşamın gittikçe artan karanlığına paralel olarak 10 ncü Yunan Tümeninin de baskısı artmış vs süvari tümeni gerilemeye başlamıştı. İki saat, sonra Çal Dağının büyük kesimi Yunanlıların elindeydi.

Dünden beri 60 kilometreden fazla yol yürümüş, matarasındaki ısınmış suyla doğru dürüst ağzını bile ıslatamadan ve beş dakikalık bir molada terini bile kurutamadan muharebeye girmiş ve sekiz kilometrelik geniş bir cepheye yayılmış tümen, bütün gayretlere ve emirlere rağmen karmakarışık bir halde kuzeye doğru çekilmeye başlamıştı.

Çal dağı çok önemliydi Çal dağının kaybedilmesi ile cephenin yarılma tehlikesi baş göstermiş oldu. Fakat Yunanlıların bunu anlayamamaları veya uğradığı ağır kayıplardan dolayı, bir gece taarruzundan çekinmeleri nedeniyle Yunan taarruzu durmuş ve tehlike şimdilik atlatılmıştı.

Yunan komutanın aldığı raporlardan Çal dağı bölgesinde büyük bir Türk birliğinin toplandığını öğreniyordu. Bunuda bir karşı taarruz hazırlığı gibi değerlendirerek telaşlanmaya başladılar. Yunan Ordusunun, bizleri açık kanadından kuşatmak için boyuna Doğu’ya doğru kayması, birliklerin birbirinden uzaklaşmasına sebep olmuş ve son günlerde cephedeki kolordular arasında 10-12 kilometreye varan tehlikeli boşluklar doğmuştu. Bu da Yunan Ordusunun ikiye bölünerek imhası demekti.

Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Papoulas, son 24 saatte, iki konuda yanılmıştı: Birincisi «Türklerin çekildiği hakkındaki dün geceki değerlendirmesi, ikincisi de büyük bir karşı taarruz için «Türklerin Çal Dağı bölgesinde büyük kuvvetler yığması.» Papoulas ikinci yanılgısını hava keşifleriyle kısa sürede düzetmesine karşın, Türklerin çekilmekte olduğu konusundaki birinci hatasında inat etmekteydi.

General Papoulas Atina’ya gönderdiği 30 Ağustos 1921 tarihli raporunda da bu sevincini belirtiyor ve şöyle diyordu . ‘’Durum kuvvetlerimiz lehine gelişmektedir. Şimdi Ankara’ya yürüyoruz.’’

Türk tarafına ise bütün komuta kademesi Çal Dağı gibi önemli bir yerin neredeyse elden çıkmış olması nedeniyle huzursuzdular. Cephe, düşmanın kuşatma girişimleri nedeniyle doğuya doğru habire uzayarak 90-100 kilometreye çıkmış, cepheyi daha fazla uzatmak veya başka bölgelere yardım için elde kuvvet kalmamıştı. Yapılan şey, durumu daha iyi olan bir grubun cephesinden kuvvet çekip, sıkışan yeri yamamaya dönmüştü. Ordu ağır kayıplara uğramış, yorulmuş, yıpranmış ve direncinin sonuna gelmişti. Cephane durumu da, kısıtlı kullanılmasına rağmen gene de, gün geçtikçe kötüleşiyordu.

Cephe Komutanı İsmet Paşa 30/31 Ağustos gece yarısı orduya verdiği emirde

‘’31 Ağustosta ordu, elde bulundurduğu mevzileri kesin olarak muhafaza edecektir’’ diye karar ve azmini, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla belirtiyordu.

Başkomutan Mustafa Kemal Orduları, şimdi 1921 yılının 30 Ağustosunu 31 Ağustosa bağlayan bu serin yayla gecesinde, tepesindeki masmavi bir gökte parlayan yıldızların güzelliğinin farkında bile olmadan, yorgunluktan toprağa serilmiş, bir kaç saat uyumağa çalışıyordu. Asker, bir gece baskını ile hemen şu sıralarda olmasa bile. 2-3 saat sonra sabahın alaca karanlığında Yunan Topçusunun gümbürtüleriyle yeni bir günün kanlı sahnesine gözünü açacağını biliyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir